30 Eylül 2014

Edebiyattan, kitaptan, yazarlardan hatta kelimelerden sogumak mumkunmus.

stanley spencer / resurrection'dan bir detay-
nedense dun geceki ortam bana bu tabloyu cagristirdi :D
Sanki Britanya'danin butun yazarlarina Turkce kitap imzalatmayi ant ictim. Kuduz gibi event event geziyorum. Bu eventlerdeki gozlem ve notlarimi aslinda zaman el verdigince Kagit Kirlangic'ta yaziyorum ama dun gece katildigim Julian Barnes soylesisi beni teget gecmeyip direk uzerimden gecen 'ne isim var abi benim burada' hissi ile basbasa birakti, ben de bu hisler gecmeden gayriciddi bir degerlendirme yapayim istedim.

Su ana dek gittigimiz yazar soyleyisileri gayet arkadas canlisi ortamlardi- tamam, kabul ediyorum fularli entel teyze profili oldukca yuksek toplantilardi onlar da, ama dun geceki Julian Barnes olayi "edebiyat dunyasinin amk, bu ney la!"deme sebebiydi. Salona zamanindan once varip yorgunluktan sepet gibi kuruldugumuzda gozlerim yorgunluktan kurbaga olmustu cunku maalesef bir gece once sifir uyku uyudum. Kaplan hastaydi ve surekli kusuyordu, neyse o iyi simdi ama ben dun perttim. Yorgunluk; cali gibi saclar, hirpani ust bas ve sis bir surat olarak ustumdeydi. Bir sanat eseri olsam yorgunluk ekspresyonizmi dalinda kesin odul almistim. Fakat ben sanat eseri degil fani bir tombalaktim ve kot pantolonum, sirt cantam ile o bos olmasina ragmen 'burasi birazdan sofistikelikten alev alev yanacak' diye haykiran salonda hamambocegi gibi kalmistim. Dakikalar gectikce, Fularli teyzeler sel gibi akmaya baslamisti. Koltuk altlarim terliyordu. Sims oyunundaki 2 boyutli insanciklar gibi 'acaba ter kokuyor muyum' diye endise etmeye basladim. Birazdan Julian Barnes'a kitap imzalatacaktim, muhtemelen 2-3 cumle konusacaktim, adamin aklinda TURK OKUR PROFILI yaratmak uzereydim ve uzerimden kamyon gecmis gibiydi. Efendim uzerimden minik bir mobilet gecmis olabilir gibi bir dusunce icindeyken, otantik kupeli fularli teyzelerin salonu bir bir istila edisi sonrasinda 'yok, yok, benim ustumden kesin damperli kamyon gecti' dusuncesine vardim. Gozlerim daha da portledi. Son derece elit bir muzik caliyordu, birden kibar bir anons basladi: Anons 'unfortunately' seklinde baslayinca 'hay AMK, once yol geldik iptal mi oldu simdi' diye 30-40 saniye algi calkalanmasi yasasam da bunun 5 dakika gecikme icin ozur dileme oldugunu idrak edince yine kufuru bastim tabi ki. 5 dakika gecikme laf mi, bizim ulkemizde adamlarin metroda gotune demir giriyor da babalari cikip 'amme hizmeti yapiliyor, girer oyle' tadinda konusuyor. 5 dakika daha bekleriz yani, sorun degil. Neyse bekleme sonrasi nihayet sahneye Julian Barnes ve kendisi ile soylesi yapacak Hermione Lee cikti. Siradan bir ingiliz muhabbet ortaminda kibarliktan kirilma sabiti 2 uzeri 25 ise bunlarin sabiti 2 uzeri 2500 du. Ben hayatimda bu kadar kibarliktan kirilma ve dudak buzusu ayni anda gormemistim, yorgunluk da var tabi, epey sersemledim. Julian Barnes kronik Ingiliz Himbilligindan oldukca nasibini almis bir arkadasti, ustune bir de yazar egomanyasi ekleniyor varin entelektuel hisimi siz hayal edin. O sahnedeki entelektuel hisimdan, tavan nasil basimiza yikilmadi su an bile anlayamiyorum. Sagimdaki solumdaki dinleyici kitlesi de Barnes ve Lee'yi aratmiyordu, Yanimdaki teyze daha henuz sadece 2. fotografimi cekiyordum ki: lutfen fotograf cekmez misin canim, pretty disturbing dedi bana. 1- fotograf makinem ses cikarmiyor, 2- yorgun olabilirim ama flasi acik birakacak kadar kalas degilim. 3- fotograf cekme yasagi yok. Ben gene de cirkeflik etmedim (Turk okurunu temsil ediyorum ya aklimsira) 'ne demek teyze, bizim oralarda buyuklere saygi sevgi ver elini opem' modunda fotograf makinemi cantasina geri koydum. (aslinda bu koyma islemini sevgili kizkardesim Naz yapti, ona da tesekkur ediyorum)

Sahnede su gibi akan edebi kendini begenmislik, ben her seyi herkesden iyi bilir ve yazarim, bir sey begenilecekse ben herkesten once bulur begenirim, ben bir seyi dusunuyorsam o kesin dogrudur ve otesini hayal etmeye calismam bile, "okur mu? su yagmur yaginca cikip yerde surunen seyler mi onlar?" stilinde konusmalar, icime fenalik doldurdu dostlar. Insanlar gulup alkisladikca sistim, sistikce kalkip 'hepinizin te mine koyim, dunyadan habersiz kerizler sizi' diye bagirasim geldi, Tamam anliyorum olum korkusu, oldukten sonra unutulma kaygisi bir yazar icin onemli ancak dunyada neler olup bitiyor fikirli oldugunu sandigi bir fikirsizlik icinde kicini yaydigi yerden 'hmm homm' diye konusmak, mallik degil de nedir.

Neyse soylesi inceden iskenceye donuserek bitti, imza almak icin kuyruga girdik, Turkce kitaplari gorunce Julyen dogranmis biber (evet adamin sekli kesinlikle Julyen dogranmis biber gibi bu arada, ince uzun ve feci bicimde 'sizi julyen mi dogradilar julyen?' diye igrenclesmemek icin kendimi zor tuttum.) bana donup 'iyi cevirmisler mi kitabimi?' diye sordu. Dusunun su ana dek gordugum diger 2 yazar Turkce kitabini gorunce cocuk gibi sevinirken JB 'iyi cevrilmis mi? diye sordu. Aslinda bu tabi ki iyi bir sey, ama uzgunum kendini begenmis iste yine de. Ben mi ne yaptim? O esnada, Talking it Over'i neden 'seni seviyorum' diye cevirmisler diye dusunuyordum, uykusuz beynim de Julian barnes'a "bunu seni I love you diye cevirmisler, neden ben de anlamadim valla" dedi. JB bir kitaba bir bana bakti, nereden cikti bu Ay lav yu dercesine. Neyse terbiyesini efendiligini himbilligini bozmadi oh okay falan diye. Ama kesin 'ulan turk okurlarim da harbi malmis ha' diye dusunuyordur, bir de icten ice, ortadogulu zaten onlar be, amaan, bir fransiz, bir ingiliz gibi ustun olmalari zaten beklenemezdi diye burnunu cekiyordur (zihninde)

Turk okurlardan ozur diliyorum ulkemizi temsil edemedim :p saka bir yana, dogrusunu soylemek gerekirse,  eteklerini tuta tuta dagdan gelen "Turkiye'yi duzgun temsil edelim" ezikligini ve bunu besleyen zihniyeti tekmeleyesim var, ulan Allahin himbil Ingilizini Fransizini Almanini neden icten ice kendimizden ustun ve ayricalikli goruyoruz ki? Su ulkede yasayan her karsilastigim Turk (ya da politically correct olursak Turkiyeli) yabancilarla iliski kurarken gosterdigi ozeni asla Turklere gostermiyor. Bunu ilk 1-2 sene ben de yaptim, yaptigimi fark ettigimde de kendime kizdim. Of, nereden nereye geldi konu, daginik ve uykusuz beynim toparlamakta zorlaniyor, o zaman hemen maddeleyelim?

- entelin ulkesi dini dili irki yok, asiri entellik beyin yakiyor, karin agritiyor, yazar kendini begenmisligi oldukca itici,
- ingilizler himbil, hele ki fransiz ozentisi olunca daha bir himbillasiyorlar
- kendi ulkemin vatandaslarina bundan sonra avrupalilardan daha fazla saygi duymak icin kendime soz verdim. Sicayim Turkiye'nin temsiline, neyi temsil ediyoruz amk, onlar gelsinler bize kendilerini temsil etsinler. Su ulkeye geldim buranin sefasini cekiyorum, yanimda yoremde Ingilizler var onlar cefasini cekiyorlar. Olay bu.

Turkiye'nin yoluna basimi koydum umarim ustumden kamyon gecmez. Gerci bizim ulkede de 'ne yapalim olmus bir kere, adamlar hizmet yapiyor ama' anlayisi ve ahlak namus ana baci akimi olmayaydi, iyiydi. Oyle yani.

5 yorum:

yeliz dedi ki...

oh ne güzel yazmışsınız, içimin yağları eridi. bu eziklik bizim ecdadımızdan geliyor bence. sosyolog filan olmak lazım incelemek lazım da sefil bir mühendis olunca tıkanıyorum:)

Ova dedi ki...

kesin ecdadimizdan geliyor :)
tesekkur ederim!

Eren O. dedi ki...

'sizi julyen mi dogradilar julyen?' müthiş, sesli güldüm kaç kez:)) ben yazarın Mutfaktaki Tarifbaz kitabını okuduğumda notumu verdim, biraz kendini beğenmiş olabilir gerçekten:)) son paragraflardaki değerlendirmelere de okurunuzdan yıldızlı 10:))

Hüseyin Tır dedi ki...

ben de aşırı entellik ve bununla özdeşleştirildiğini gördüğüm kitap maddeciliğinin (kitapları bilgi değil, madde olarak görme eğilimi) beyin yaktığını fark ettikten sonra roman, şiir, kısa öykü gibi türlerden soğumaya başladım. sonunda o soğuma gaz ve toz bulutuna dönüşerek kurgudan bilime doğru kaydı. o strong presence, o brash self assertion, yeterince maruz kalan her bireyi dayanaksız sallamadan uzaklaştırarak, "bi şey biliyorsan konuş beah" diye tepki vermeye itecektir. sosyal bilimlerden soğumak da aynen bu şekilde oluyor. bu arada ülkemizdeki yabancılarla eğlenmenin bir yolu, sizin ülkeniz çok boktan, adeta iğreniyorum halkınızdan diye sallamak. birkaç sene önce çinli bir arkadaşım vardı mesela. "olum köpek yenir mi ahahaha" diyordum, o adam da kızıyordu biraz. daha yeni öğrenen biri olarak tekinsiz türkçeme cevap da veremiyordu genç dostum. normalde memleketini zerre kadar sevmediğini beyan eden bu adam bile yurtdışında direkt ülkesinin delegesi halini alıyor. ayrıca ben olsam, "pretty disturbing" diyen kadının fotoğrafını çekip, "your disturbance is my perturbance yavrum" diye yabıştırırdım "senin nazın benim aragazım" tadında

Ova dedi ki...

Eren, sevindim senin de ayni seyi dusunmene. Acaba ben mi abartiyorum diye suphe ettigim anlar oldu cunku.Tesekkur ederim yildizli on icin :)

Huseyin TIR- bence pretty disturbing teyze'ye flash patlatsam rahmetli olabilirdi, yaslicaydi yani. keske yapisip elini opseydim ya :D