Lö yolculuk dö la Bebe avec aktarma

Salı, Aralık 17, 2013

Efendim ben tee kasım sonundan beri türkiye'deydim. Bebemizin vize işlemlerini oradan tamamladık. (Evet sümük kadar çocuğa vize istiyorlar)

Mehmet evvelden döndü, ben az daha kaldım. Fakat Mehmet giderken sağolsun azıcık şey alıp götürdü. Bense geride kalan valizlere nazar eyleyerek henüz belirsiz gidiş tarihimle ilgili endişelere gark oluyordum. Annem ise avlanmaya hazır bir balık gibi ortalarda dolanıyor, kocaman kahverengi gözleri ile bana adeta 'beni refakatçi alırsın canım, nolcek' diyordu. Tabi ki öyle demiyordu, ben hain planlar peşindeydim. Avıma sessizce ve sinsi sinsi yanaştım. 'beraber gidelim mi?' dediğimde, 'kursum var çok yoruldum, canım çıktı' gibi olmaz olmaz bu iş olamazları ardarda sıraları. Fakat bende koz çoktu. Boxing day, Christmas market, Charity shop kozlarımı oynadığımda İlkay'ın kafası karışmış, 'lan gitsem mi acaba' der olmuştu. Nitekim geldi.

Henüz gitmemize 15 gün kala aktarmalı bir yolculuk yapacağımız belli olmuştu ve annem 'havalimanı pahalı, bütün gün ne yiyeceğiz biz orada, aç kalmayalım mazallah' diyerek mazallah 200 gr  kaybetmemizden doğacak korkularını sıralamıştı. Böylece bir 'yiyecek çıkısı' telaşı başladı. Gitmemize 3-4 gün kala diğer aile bireyleri durumdan haberdar edildi ve böreği güzel olan börek, kurabiyesi damak çatlatan kurabiye yaptı; yolculuğa bir gün kala da hem vedalaşmaya, hem de stok sayımına getirip bıraktı.

Havalimanına gitmek için sabahın sekizinde oldukça mülayim bir insan olan kayınpederimle yollara düştük. Bagaja valizleri sokarken, yanımızda 4 valiz, 1 büyük çanta, 2 küçük çanta ve 1 laptop çantası ve 1 yiyecek çıkını torba olduğu gerçeği ile yüzyüze gelmiş, biz bunları nasıl taşıyacağız, bebeğin car seat'i de var diye ah vah eder olmuştuk. Adnan Menderes'e vardığımızda valizleri şu çekçeklerden birine iteledik, adamın biri de bize yardım etti (ücretle) ve orayı hasarsız atlattık. Fakat istanbul'a gidip de, British Airways check-in'e girdiğimizde acı gerçekle yüzleştik: 2 el bagajı bizde kalmalıydı. elimizde 4 çanta 1 car seat 2 palto 1 çıkı ve bebek'e bir de küçük valiz eklenmişti. yuvarlanarak kaderimize teslim olduk ve ebesinin ta nikahında, cidden de havalimanının en sonunda olan 209 numaralı kapıya gittik. Ben size bir şey diyeyim mi, bizim pil, o 209 numaralı kapıya ulaşırken tükenmişti. check-in'de 'siz bebekli yolcusunuz, arkadaşlara söyleyin öncelik verilecek' diye tembihlenmişti ya gidip adamların bizi alacağı yerin karşısına dana boku gibi bıraktık kendimizi. 'bizi görürler di mi, yoksa şuraya mı geçsek?' diye düşündük de sonra yok ya görülmeyecek gibi miyiz aşkolsun diye kendimizi sakinleştirdik. sonra vay efendim güvenlik nedeni ile salonu boşaltacağız dediler. artık biz nasıl perişan bir tepki verdiysek adamlar bizde bakıp 'bebekli yolcusunuz, kalabilirsiniz sanırım' diyerek hayır duamızı aldılar. boş salonda daha da bir yayılarak bekledik. sonra insanlar tekrar içeri alındı. Ben de bu arada sağa sola bakıyor ve 'Allahım biz manyak mıyız' diye kendimce zılgıt atıyordum. Neden mi? çünkü bebeksiz olmalarına rağmen etraftaki adamların toplam ellerindeki bagaj bizim yiyecek çıkısı kadardı!! Yani milletin el bagajı kadar bizde yiyecek çıkısı vardı. varın düşünün gerisini. Uçağa ilk bizi almışlar Allahtan, çünkü onca çanta ile koridorda sıkışa sıkışa resmen çatladım. Bizim oğlan, nam-ı diğer deli büllük, bütün havalimanı olayları boyunca uyumuştu. (11 civarı havalimanına vardık, uçağımız ise 5'e yirmi kalaydı.) Uçağa biner binmez de dipçik gibi doğruldu! bir yudum dinlenme umudu oğlumun zeytin gözlerinin derinlerinde patlayan bir baloncuktu artık. Uçuşta içki servisi vardı, vallahi o an senelerdir olmadığı kadar bir küçük şişe şarap içmeyi istedim. Annem kendine aldı bir tane, şenlendi, gülümser oldu. Yemek çıkısından çıkardı yarım kilo leblebi torbasını, koydu kucağına, yemeye başladı. Ben çocuğu emziriyorum, anne acıktım dedim, bir yandan da benim ağzıma kol böreği tıkıştırıyor. ALLAHTAN UÇAK BOŞTU. hostlar ve hostesler de fiti fiti koşarak gelip geçerken artık neler düşündüler bilemeyeceğim. Annem iyice çakırkeyf oldu bir ara, bebeği ona vermek olmazdı. bebişim uyu uyu uyu diye inleye inleye sonunda bebeği uyuttum. ama sonra uyandı Kapito!

sabah 8'de başlayan yolculuk ingiltere'de eve 10buçukta gelmemizle sonlandı. Sanırım hayatımda bu kadar yorulmamıştım. Kapitom bile bayılıp 6 saat uyudu bee breh breh

You Might Also Like

2 yorum

  1. yemegi ucaga nasil soktunuz?o kadar yazidan buna takilmam:)) ben yemek sectigim icin uzun yolculukta yanima yemek almak istiyorum ama cikariyorlar ya kontrolde.dertliyim :)). anneni ikna etmene de sevindim, anne baba gibisi var mi yaaa.ben hep kiymetlerini bildim ama cocuk olunca daha iyi mi anliyorsun, daha mi duygusal oluyorsun birsey oluyor, hep yaninda olsunlar istiyorsun. benimkiler de baharda geleceklermis, sevicnliyim

    YanıtlaSil
  2. katı yemek cicim :) börek, çörek gibi. hiç bir şey demediler.

    anne baba konusunda haklısın. çocuk olduktan sonra 'lan dönsek mi' diye düşünürken buluyorum kendimi.

    YanıtlaSil

en derin düşüncelerini dök bebeğim

Like us on Facebook