The Kayın of Cthulhu

sene 2005 ti. norveçli balıkçılar, artık denizlerde kaybolup geometrisi bozuk şehirlerde fink atmak yerine, ellerine krem sürüp nonoşlaşmayı tercih ediyorlardı. hayat öyle bir anlam kazanmıştı ki, sökseniz de kopmuyordu o anlam. işte ben de evlenmiştim o sene. o yaz karşıyakanın üzerinde anlaşılmaz bir gölge duruyordu ve biz herşeyi hayra yormayı benimsemiş bir insan toplulugu olarak bunu da hayra yorduk...keşke yormasaymışız diyorum karanlık anılar ve kabuslarla boğuştukça.
düğün hazırlıklarına başladıgımızda etrafımdaki insanların değişen terminolojisine afallayarak tepki verdi bünyem. artık bir kaynanam vardı; ki kendisi asla kaynanaya benzemiyordu, bu işte bir yanlışlık olmalıydı. kocam ise sessiz ve düşünceliydi, ama düşündügü düğün, fotografçı ve bilimum zevat masrafı da olabilir, şimdi düşününce o karanlık ve korkunç günler o denli hayal meyal ki hatırlamakta zorlanıyorum.

akrabalar anlamlandıramadıgım bir şekilde hergün toplanıyorlar, anlamsız sesler çıkararak birbirlerine şimdiye dek alışık olmadıgım kelimelerle hitap ediyorlardı. korkunç birşeylerin yaklaştıgını ürpererek hissediyordum ama insan aklının ve tasavvurunun çok ötesinde bir zulümdü gelen, ah, bilsem şu an burada, bu konumda olur muydum? çoktan nikahı düğünü bırakıp- hatta takılan onca altının büyüsüne rağmen- kaçmıştım.
ve düğün günü geldi çattı...düğünde karşıma geçen ve normalde sessiz sakin bir kadın olarak bildiğim müzeyyen teyze, pistte normalden iri ve hatta o anda devasa görünen göğüslerini zıplata zıplata oynuyordu. vucudunun aldığı çarpık şekil adeta bir vodoo ayininin ortasında kaldıgımı hissettirdi bana. fakat yalnızca bu da değildi, orgun başındaki yapışkan uzun parmaklı korkunç adam hipnotize eden dünyadışı bir müzik çalarak insanları sürekli halaya davet ediyordu.

halay! işte dostum, bu insanlıgın bu güne dek verdigi en büyük sınavdır. annem, babam ve diğer en yakınım bildigim insanlarca biricik aşkımla beraber o çılgınlıgın ortasına sürüklenmiştik. birbirine karışmış kol ve bacakların çılgınca bir ritim ile savruldugu o keşmekeşin içinde, hayatımın en büyük sınavını verdim ben. aklımı kaçırmamak için dudaklarımı ısırdım. kaç adım atmam gerektiginin muhakemesini yapabilecek kadar aklım başımdaydı, ama topuklarımın yere nasıl çarptıgını ve bacaklarımın bez bir bebekmişim gibi nasıl savruldugunu hatırlarken şimdi bile ürperiyorum. müzeyyen teyzenin hopladıkça savrulan memeleri dev bir ahtapotun dokungaçları gibi üzerimize geliyordu, ayakta durmak an be an zorlaşıyordu. nihayet o uğursuz müzik sustu, ve can havliyle koşarak bir köşeye sığındık. başımızdan geçen iğrenç tecavüzün etkisinden kurtulmaya çalışıyorduk ki, müzeyyen teyze -ki tanrıya yemin edebilirim ki o kadına o gece şeytanca birşeyler olmuştu- yampiri yumpiri yanımıza gelerek beni dirseği ile dürttü ve o lanetli kelimeleri söyledi: "kaynın da çok datlu çocukmuş gıııız"
omurgamdan aşağıya soguk ve ıslak, delirtici bir korku akarken, tepeden tırnaga ürperdigim bu sözlerin ne oldugunu anlamaya çalışıyordum, fakat müzeyyen teyze soluklanmadan devam etti:
"görümcen de yok ha şanslısın!!!"...gerisini anımsamakta zorlanıyorum, ve inanın ki buna memnunum.

o geceden sonra bir daha hiçbirşey eskisi gibi olmadı. yakınımda duran ama o güne dek ne oldugunu farketmemiş oldugum bu "kayın" beni varlıgı ile sonsuz çılgınlıklara sürükledi. ne zaman biri kaynım diyecek olsa bir titreme nöbetine giriyorum. huzuru bulacağım günü adeta iple çekiyorum artık.

bir süredir ömrümü bu kayın ve görümce kelimelerinin kökenlerini araştırmaya adadım. araştırmalarım beni öyle yerlere götürdü ki, "kayınço, kaynata, elti, bamçuk" gibi diğer lanetli kelimelere de ulaştım. bu notlarımı lütfen okuduktan sonra yakın, yakın ki, gelecek nesiller yanmasın. bu lanetli kelimeler, bu kağıtlarla beraber sonsuz karanlıgın ve küllerin içinde kaybolsun.

mini not: lovecraft ın call of cthulhu sunu okumamış cancişler için anlamsız olabilir, kusura bakmayınız ;)

You Might Also Like

4 yorum

  1. cthulhu'yu görünce bi heyecanla bi şevkle okumaya başladım zaten :))))))
    deliliğin dağlarında gezinme bebek çok fazla :) öperim

    YanıtlaSil
  2. kesinlikle kesinlikle ve kesinlikle!!! elti, görümce, kayın, kaynının eltisi, görümcesinin kaynatası, eltisinin transistörü gibi kelimeler insanın evlilik denen o iğrenç, statükocu, mazoşist müesseseye adım atmasıyla tanıştığı kelimeler ve bunların ayrı ayrı anlamlarının olduğunu düşünmek bile insanın beynine binlerce küçük iğnenin saplanmasına sebep oluyor... ayrıca belirtmeliyim ki düğün salonları r'lyeh'e ışınlanma portudur aslında!

    YanıtlaSil
  3. Trash Sineması, Giallo filmleri, Dünyadan Fantastik, Korku sineması, B filmleri,Anime,Bilimkurgu,istismar sineması Post Apokaliptik ve zombi kültürü üzerine açtığımız blogumuz http://beneaththeground.blogspot.com destek olursanız seviniriz. Arkadaşlarınıza bizi tavsiye ediniz.

    YanıtlaSil
  4. babaanne, anneanne, amca. dayi, hala, teyze ayrimi bile kafasini karistiriyor benim esimin. annem kuzenimle konusurken " baba, anne evde olmayinca simariyor cocuklar" gibi birsey soyledi, bu hemen atladi "annen annemden bahsediyor degil mi, babaanne dedi" dedi.

    YanıtlaSil

en derin düşüncelerini dök bebeğim